İrritabl bağırsak sendromlu (İBS) hastamın mektubu

Hasta Mektupları

Hastalığımla baş edebiliyorum…

Aslında buna hastalık demek lazım mı bilemiyorum, yıllarca doktor doktor gezip kendimi hasta olduğuma inandırdım. Karın ağrılarım geçmedi, geçmedikçe daha çok kaygılandım, en sonunda anksiyete bozukluğu bile çıktı, sebebini bulamamak beni “hasta” etti.

Sonra bir gün erkek arkadaşımın en yakın arkadaşı ile konuştuğumda onun da aynı ağrılardan muzdarip olduğunu öğrendim. O beni Hülya hocaya yönlendirdi, önce kitabı okudum, sonra bir aydınlanma yaşadım. Yaşadığım tam da buydu, vücudum reaksiyon veriyordu. Bağırsaklarım kendi diliyle “bu bana iyi gelmiyor” diyormuş meğer, insan vücudunu dinlemeli.

Hülya hocanın isteği üzerine önce İGE total değeri yüksek olduğu için, alerji testleri ile başladık yola, araştırmalar sonucunda bende alerji yarattığını düşündüğüm hiçbir gıdaya alerjim çıkmadı… Tam da yine sebebi çıkmadı derken, İGG testlerini yaptırdım. Onların sonuçları da çıktı, zaten bariz bir şekilde farkında olduğum süt, yumurtaya duyarlılığım çıkmıştı.. ama en şaşırtıcısı fındık, badem, kaju, fıstıktı… Biz Ordu’luyuz, malum fındık her şeyde vardı, hatta evde yemekler bile fındık yağı ile yapılıyordu. Tabii hal böyle iken, ben karın ağrıları ile can çekişiyordum.

İşte hayatımın bu noktaya kadar olan kısmını 1. dönem olarak değerlendiriyorum. 2. dönemi ise gıdalara dikkat etmeye başladığım giderek azalan ağrılı dönem oldu. Gıdalara dikkat etmek çok zordu, hala bazen zor geliyor.

Başlarda çok büyük hatalar yaptım, bilmeden, bilinçsiz davrandım. Sulara dikkat etmeye başladım, annem artık yemekleri temiz su ile yapıyor bende öyle, artık makarnayı bile temiz su ile haşlıyorum.

Ekmeğimi evde yapmaya başladım, organik un su tuz az karbonat ile çok güzel ekmekler yapmaya başladım. Hayatımdan yumurta, peynir süt tereyağı hepsi çıkınca protein ihtiyacım arttı. Bu sebeple balık ve et yemeye başladım, daha sık yemeye çalışıyorum. Çünkü enerjisiz kalabiliyorum.

Katkısız beslenme aslında bu işin formülü, olabildiğince saf işlenmemiş halini yemek lazım her şeyin.

Ben zamanla bana dokunmayan şeyler buldum, ancak zaman zaman bilerek risk aldığım ve duyarlı olduğum gıdaları yediğim zamanlarda oldu. Tabii ardından yoğun karın ağrıları da çektim, bu ağrılarla vedalaşmak çok kolay olmadı aylar sürdü, başlarda her gün günlük tutuyordum, artık günlük tutmuyorum, ama dikkat ediyorum. Örneğin bu hafta sonu dokunacak şeyler yedim ve başıma gelecekleri tahmin ediyordum. Ama 40 yılda bir risk alıyım dedim, bunun dışında gayet dikkatliyim.

Aylar oldu hiçbir tatlıya elimi sürmedim, baklavalar, puding, kekler, pastalar hiçbirini yemedim. Seyahat ederken yanımda kendi yaptığım yumurtasız sütsüz kek ve kurabiyelerle gezdim, yine yemedim. O kekler benimle Küba’ya bile gitti.

Aslında hala biraz zorlanıyorum, özellikle çikolata konusunda, saf kakao bulmak da zor, kendim evde çekiyorum, sonra onunla evde kurabiye yapıyorum. İnan’ın bana o kadar koyu renk olmuyor, kakao diye aldığımız şeylerin içinde hep katkı maddeleri, peynir altı suyu bile olabiliyor.

Ekmeklere bile “organik” diyip geçmemek lazım, içindekiler kısmını çok iyi okumak lazım.
Tabii hayatımdan bu dönemde asitli içecekler de gitti, ki gitmesi gerekiyordu, çünkü midem de ülser vardı…

Aslında şimdi geriye dönüp baktığımda, doğal beslenmeyi öğrendiğimi görüyorum, belki de doğal olan yumurtaya duyarlılığım olmayabilirdi, ama bugün artık yumurta diye ne yiyoruz belli değil ….

Bu dönemde ailem sağ olsun beni destekledi, beslenmeme onlar da çok dikkat etti, erkek arkadaşım her yerde benden önce sorar oldu bunda süt var mı diye… Onların desteğini unutamam, ben artık daha iyiyim, sağlıklıyım, baş edebiliyorum…

Bazen zorlanıyorum, bazen ağrım oluyor ama bir şekilde geçeceğini biliyorum.
Hülya Hoca hayatımdan bir kaygıyı sildi, şimdi artık sınırlandırılmış gibi hissetmeden doğal hayatımın keyfini sürüyorum! 27.3 2018