Alerjik Hastalıkların Artışında Genetiği Değiştirilmiş Gıdaların Rolü Olabilir mi?

Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar
tr flag
en flag
de flag
Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz
Voiced by Amazon Polly

Son yıllarda alerjik hastalıklar belirgin şekilde artmıştır (1). Kent yaşamının, dış ortam ve ev içi havasında kirliliğin artması, iklim ve diyet değişiklikleri bu konuda ilk suçlananlardan bazılarıdır. Hatta çok ilginç olarak artan sanitasyon (sağlıklı çevre için gereken uygulamalar) sonucu mikroplarla daha az temas bile alerjiyi artıran nedenler arasında düşünülür. Diyette değişiklik yapan faktörler; tarımda kullanılan kimyasallar (pestisitler, hormonlar), genetiği değiştirilmiş (GD) bitkiler ve gıda katkıları olarak sıralanabilir. Bu makalede genetiği değiştirilmiş gıdalarla alerjik hastalıklarda artışın ilişkisi üzerinde durulacaktır.

Önce gıdaların genetiğini değiştirdiler sonra alerjik hastalıklar arttı!

Alerjik hastalıklarda artış bu yüzyılın başından beri dikkati çekmeye başlamıştır. 2001-2005 arasını değerlendiren bir çalışmada artış istatistiksel olarak çok anlamlı bulunmuştur (2). Tabii öncelikle, o kadar kısa sürede neler oluyor da alerjik hastalıklar artıyor sorgulamasını yapmak gerekir. Bunu ancak yukarda sayılanlar arasında bulunan diyet değişiklikleri ve özellikle de GD bitkilerle açıklamak mümkündür. Çünkü bu bitkiler, son 25 yıldır gıdalarımızın arasına girmiş olup giderek artan bir şekilde tüketilmektedir.

Genetiği değiştirilmiş bitkilerin, insan yiyeceği olarak kullanılma izni 1994’de verilmiştir. İlk örnek uzun raf ömrü sağlanan Flavr savr domatesidir. Hayvan yemi olarak kullanılma izni ise iki yıl sonra çıkmıştır (3). Günümüzde GD bitkilerin laboratuvar çalışmaları, deneysel alan ekimleri, üretilmeleri ve dağıtılmaları başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere ulusal ve uluslararası organizasyonların ve hükümetlerin oluşturduğu düzenlemeler çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Aslında insan yiyeceği ve hayvan yemi olarak kullanılma izni verilmeden önce bir GD bitkinin sağlığa etkisi her yönüyle araştırılır. Bunların arasında alerji yapma potansiyelinin değerlendirilmesi de vardır (3). Gene de GD gıdaların tüketilmeye başlamasından kısa süre sonra alerjik hastalıkların artmaya başlaması, bu konunun sürekli sorgulanmasına neden olmaktadır.

Genetiği değiştirilmiş (GD) bitkiler nelerdir, nasıl elde edilir?

Genetik değiştirmede amacın, ilk domates örneğine bakarak daha dayanıklı veya pazarlarda gördüğümüz sebze ve meyvelere bakarak daha çekici görünümde bitki elde etmek olduğu düşünülebilir. Aslında bu uygulamada asıl amacın tarımda verimi artırmak, ürün kaybını ve maliyeti azaltmak olduğu ileri sürülmektedir. Örnek olarak, bitkileri böceklerin zararından kurtarmak veya onlara yabani ot ilaçlarına karşı dayanıklılık kazandırmak için yapılan yaygın uygulamalar verilebilir. Bitkilerde genetik değiştirmeyle sıcak, soğuk, kuraklık gibi etkenlere karşı dayanıklılık da sağlanabilmektedir. Böylece uygun olmayan ortamlarda tarım yapılabildiği için tarım alanları artırılmaktadır. Genetik değiştirme ile tadı daha iyi, besin değerleri daha fazla, aroması farklı bitkiler de elde edilmektedir. Hatta patatesin nişasta miktarını artırmak veya pirinci A vitamininden zenginleştirmek için de farklı genetik değişimler yapılmaktadır…

Doğada üreme türler arasında olur. Mısır mısırla, tavşan tavşanla, buğday buğdayla ürer. Örneğin mısırla bir bakteri arasında veya mısırla soya arasında üreme olmaz ve türün özellikleri korunur. Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), doğal melezleme, çiftleşme veya gen geçişleri dışında elde edilmiş organizmalardır. Organizma; canlılara verilen genel addır. Bunlar çoğalabilen, büyüyebilen, uyarılara tepki verebilen özetle yaşam kapasitesine sahip varlıklardır. Tek hücreden oluşmuş bir amip, bir bakteri de organizmadır, sayısız hücrelerden oluşmuş bir bitki, bir hayvan veya insan da organizmadır. Canlılara ait özellikler, onların hücrelerinin çekirdeğindeki kromozomları oluşturan DNA molekülü ile sağlanır. DNA, hücrenin yönetici molekülüdür, beslenme, solunum, üreme gibi canlılık faaliyetlerini düzenler ve üzerinde kalıtsal özellikleri belirleyen gen adı verilen bölümler vardır.

Genetiği değiştirilmiş organizmalar, sahip olduğu özelliklerin dışında bir özellik kazandırmak için genetik mühendisliği teknikleriyle laboratuvarlarda oluşturulan canlılardır. Bu uygulamada bir canlının istenen özelliğini kodlayan DNA bölümü diğer bir canlıya aktarılır. Uygulama aslında gen naklidir ve canlının gen yapısı değiştirilmiş olur. Örneğin Bacillus thuringiensis adındaki bakteriye ait Bt toksininin (bir protein) böcek öldürücü özelliği vardır. Bakterideki bu toksinin üretimini kodlayan DNA bölümünün böceklere direnç kazanması istenen bitkilerin DNA’sına eklenmesiyle, o bitki de Bt toksini üretmeye başlar ve böceklere dirençli mısır, buğday, soya gibi GD bitkiler elde edilir. Sağlanan yarar çok fazla gibi durmaktadır. Çünkü bir yandan böceklerin o bitkinin organellerini yemesi ve taşıdıkları bakteri virüs, parazitlerin ek zarar oluşturması önlenerek verim artırılırken bir yandan da pestisit masrafı ve kalıntıları ortadan kalkmış olur. Ama vücuda da GD bitkiyle birlikte o yabancı protein girmeye başlar.

Bir başka yaygın uygulama da yabani ot ilaçlarına karşı direnç kazandırma amacıyla yapılır. Yabani otlar tarımda büyük kayıplara neden olur. Bunlara karşı kullanılan ilaçlara herbisit denir. Ama herbisitler ekilmiş bitkilere de zarar verir. İşte bunu önlemek için bitkilere herbisitlere dayanıklılık geni aktarılır. Bu genler herbisitlere doğal olarak dayanıklı olan bitkilerden veya bakterilerden alınır. Ekilen bu özelliğe sahip GD bitkiye zarar vermeyeceği için de fazlaca herbisit kullanımından kaçınılmaz. Tercih edilen glyphosate ve benzeri herbisitlerdir. Mantığını açıklamak zor ama böceklere direnç geniyle pestisit kullanımı azaltılır ve insanlara zararlı olan ksenoöstrojenlerden (bk., web sitesi, 20 Ocak 2018 tarihli makale) uzaklaşılırken gene pestisit grubunda olan herbisit kullanımıyla tersi yapılır. Yayınlanan birkaç çalışmada glyphosat’ın alerji yapmadığı gösterilmiştir ama hem onun hem de Bt toksinin parçalanma ürünlerinin kanda bulunduğu, plasentayı geçerek anne karnındaki bebeğe kadar ulaştığı saptanmıştır (4). Bu arada genetik değişimde ayrıca tohumların kısırlaştırılarak seneden seneye aktarılamaması ve çiftçinin mutlaka dışardan alma zorunda bırakılmasının mantığını da anlamak zor olmaktadır!

Genetiği değiştirilmiş bitkilerin ülkemizde sık kullanılan adı GDO’lu gıdalardır ve genellikle GDO’lu mısır, GDO’lu pirinç denir. Bu kısaltmada O, organizma kelimesinin yerine kullanılmaktadır. Yani bu durumda kısaltmaların açık şekli “genetiği değiştirilmiş organizmalı” gıdalar, “genetiği değiştirilmiş organizmalı” mısır, patates… olmaktadır. Burada organizma kelimesinin bulunmaması gerekir. Genetiği değiştirilmiş bir bitki genetiği değiştirilmiş organizmadır yani GDO’dur, ama GD mısır, GD domates veya genel anlamda GD bitki veya GD gıda olarak adlandırılması daha doğru olur.

Organik gıdalar ve gıda katkıları

Genetiği değiştirilmiş bitkiler-alerji ilişkisi

Genetiği değiştirilmiş gıdaların alerji riskini artırıp artırmadığı henüz açıklık kazanmamıştır. Bu konuyu araştıran çok sayıda çalışma yapılmıştır. 2017’de yayınlanan bir değerlendirmede sayıları 83’e ulaşmış olan bu çalışmalar incelenmiştir (5). Çalışmaların 34’ünün insanlarda, kalanının deney hayvanlarında yapıldığı ve genel olarak IgE-aracılı alerjinin araştırıldığı anlaşılmıştır. Sonuçta “GD gıdaların doğal şekillerinden daha fazla alerji riski taşımadığı” ortaya çıkmıştır. Öte yandan, başlangıçtan beri GD-alerji araştırmalarında testlerin yetersiz olduğu ileri sürülmektedir (6, 7).

Aslında genetiği değiştirilmiş bitkilerle bazı yeni proteinler yiyeceklerimiz arasına katılmaktadır. Bunları küçümsememek gerekir çünkü sadece böceklere karşı kullanılan Bt toksini bile, kullanım yaygınlığı göz önüne alındığında büyük sorun oluşturabilir. Bu toksinin bağışıklık sistemini uyardığı, IgG ve IgA antikorlarında artışa neden olduğu gösterilmiştir (8,9). Aslında gıda alerjilerinde IgE-aracılı olmayan alerjiler de önemli yer tutar. Örneğin çocuklardaki süt alerjilerinin %40-50’si IgE-aracılı değildir (10). Alerjilerde IgG, IgA antikorlarına bağlı reaksiyonlar ve hücresel alerjiler (11) göz ardı edilmemelidir. Bu durumda sadece IgE–aracılı alerjilerin araştırıldığı testlerle yeterli değerlendirmenin yapıldığı ve gerçekten GD gıdalar-alerji ilişkisinin tam olarak çözüldüğü kabul edilmemelidir.

Eğer genetik değişimde, bir bitkiye başka bitkiden alınarak görünüm, içerik, tat, aroma değiştirilmeye çalışılmışsa ve o geni eklenen bitkiye karşı kişinin alerjisi varsa, GD bitkiye karşı da alerji gelişebilir. Böylece kişinin daha önce sorunsuz tükettiği bir gıdaya karşı alerjik reaksiyonları başlayabilir. GD gıdalar bu şekilde de alerji artışına neden olabilir.

Sonuç-istek

Alerjik hastalıklar genelde gelip geçici kaşınma, burun akması gibi basit hastalıklar olarak düşünülür ama aslında çok zor olabilen hastalıklardır. Örneğin alerjik astım, sağlıklı kişilerin farkında bile olmadığı soluk alıp vermeyi eziyet haline sokar, hele anafilaksi sapasağlam insanı 5 dakikada öldürebilir. Öte yandan tıp biliminde yeni yeni yerini bulan hem tüm bağışıklık yanıtlarının şefi olan hem de sayısız hastalığın oluşmasından sorumlu tutulan mast hücrelerinin (Bk., Kitap, s.24,25) sadece IgE değil IgA ve IgG antikorlarına bağlı olarak uyarabilmeleri söz konusudur. Bu durumda GD gıdalarla vücuda giren bu yeni maddelere karşı bağışıklık sisteminin ve mast hücrelerinin ne reaksiyon vereceği henüz bilinmemektedir. Örneğin margarinlerin zararı 90 sene, DDT’ nin zararı 30-40 sene sonra anlaşılmıştır. İnsanımızın yeni bir bilim hatasıyla daha karşı karşıya kalmaması için, alerji dahil her konuda zararsız olduğu kesinleşinceye kadar, GD tohumları topraklarımızdan uzak tutmak, bitkileri de insan gıdası ve hayvan yemi olarak ithal etmemek gerekir.

Atalarımız “Zararın neresinden dönersen kârdır” demişlerdir.

Pestisit: Böcek, küf, yabani ot, kemirgen gibi tarım zararlılarını ortadan kaldırmak amacıyla kullanılan kimyasallar

Tarımda hormonlar: Bitki gelişimini düzenleyen maddeler

Kitap: Artık Hastalığımla Baş Edebiliyorum. Nobel Tıp Kitabevleri, E-kitap

KAYNAKLAR

1. Soegiarto G, Abdullah MS2, Damayanti LA3, Suseno A, Effendi C. The prevalence of allergic diseases in school children of metropolitan city in Indonesia shows a similar pattern to that of developed countries. Asia Pac Allergy. 2019 Apr 20;9(2):e17.

2. Colin R Simpson, John Newton, Julia Hippisley-Cox, and Aziz Sheikh. Incidence and prevalence of multiple allergic disorders recorded in a national primary care database. J R Soc Med. 2008; 101(11): 558–563.

3. FAO/WHO. Evaluation of allergenicity of genetically modified foods. Report of a joint FAO/WHO expert consultation on allergenicity of foods derived from biotechnology. Rome: Food and Agriculture Organization of the United Nations; 2001.

4. Aris A, Leblanc S. Maternal and fetal exposure to pesticides associated to genetically modified foods in Eastern Townships of Quebec, Canada.Reprod Toxicol. 2011;31:528-33.

5. Dunn SE, Vicini JL, Glenn KC, Fleischer DM, Greenhawt MJ. The allergenicity of genetically modified foods from genetically engineered crops: A narrative and systematic review. Ann Allergy Asthma Immunol. 2017 Sep;119(3):214-222.

6. Goodman RE, Vieths S, Sampson HA, et al. Allergenicity assessment of genetically modified crops–what makes sense? Nat Biotechnol. 2008;26:73-81.

7. Mazzucchelli G, Holzhauser T, Cirkovic Velickovic T, et al. Current (Food) Allergenic Risk Assessment: Is It Fit for Novel Foods? Status Quo and Identification of Gaps. Mol Nutr Food Res. 2018;62 (1).

8. Vázquez-Padrón RI, Moreno-Fierros L, Neri-Bazán L, de la Riva GA, López-Revilla R. Intragastric and intraperitoneal administration of Cry1Ac protoxin from Bacillus thuringiensis induces systemic and mucosal antibody responses in mice. Life Sci. 1999;64:1897-912.

9. Guerrero GG, Dean DH, Moreno-Fierros L. Structural implication of the induced immune response by Bacillus thuringiensis Cry proteins: role of the N-terminal region. . Mol Immunol. 2004 ;41:1177-83.

10. Brandtzaeg P. Food allergy: separating the science from the mythology. Nat Rev Gastroenterol Hepatol 2010; 7: 380-400.

11. He SH, Zhang HY, Zeng XN, Chen D, Yang PC. Mast Cells and basophils are essential for allergies: mechanisms of allergic inflammation and aproposed procedure for diagnosis. Acta Pharmacol Sin 2013; 34:1270-83.

Görsel Kaynaklar

1

Hülya Uzunismail hakkında 242 makale
43 yıl aktif olarak çalışmış, bunun yaklaşık son 25 yılını da, gıda-hastalık ilişkisini bulma uğraşına adamış bir iç hastalıkları ve gastroenteroloji uzmanı olarak derlediğim bilgi ve deneyimlerimi, hem doktorlar hem de hastalar için bir kitapta birleştirerek paylaşmak istedim.