Nörolojik Hastalığı Olanlara Öneriler

Bu hastaların büyük bir bölümünde, mast hücrelerinin uyarılmasını elden geldiğince azaltmak önemli yararlar sağlayabilir. Örneğin, epilepside olduğu gibi, glia hücrelerinin uyarılmasına bağlanan nörolojik hastalıklarda, mast hücrelerin uyarılmasının azaltılması, dolaylı olarak glia uyarılmasını ve atakları da azaltır. MS, Devic hastalığı gibi bazı  otoimmün nörolojik hastalıklarının oluşmasında da otoimmün hastalık-mast hücre ilişkisinden yola çıkılarak benzer uygulama ile iyi sonuçlar alınabilir. Alzheimer, ALS, Parkinson hastalığı gibi dejeneratif hastalıklardaki, glia hücrelerinin uyarılmasına bağlanan iltihap da (219) mast hücre uyarılmasının azaltılmasıyla bir dereceye kadar baskılanabilir.  O zaman nörolojik hastalığı olanların büyük bir grubunda, öncelikle kitabın V. bölümünde yazılan genel önerilere özenle uyulmalıdır.  Aralıksız mast hücre uyaranlarının bir grubu, duyarlı kişilerde ev içi havası alerjenleri olduğu için, onlara karşı en azından tüm alerji testleri  yapılarak, pozitif bulunanlar için çok ciddi  önlemler alınmalıdır.

Erken doğmuş bebeklerin anneleri süt verirken derin su balıklarından ve kabuklu deniz ürünlerinden çok daha özenle uzak durmalıdır, çünkü o gıdalar  beyin gelişmesini engelleyen cıva içerir. Erken doğan bebeklerin bir bölümünün beyin gelişmelerinin diğerlerine göre geri kaldığı saptanmıştır (181). Aynı özen bebeklikte tanısı konmuş serebral palsili çocuklar için de gösterilmelidir. Bu bebeklerin annelerinde amalgam diş dolgusu varsa mutlaka en kısa zamanda değiştirilmelidir.

Bebeklerinde epilepsi olan annelerin, süt verdikleri devrede bebeğe de geçebilecek alerjen özelliği fazla gıdalardan kaçınmaları iyi olur. Serebral palsi tanısı anne sütü emerken konmuş bebeklerin anneleri de  benzer özeni göstermelidir. Fıstık, fındık gibi kabuklu yemişler, kabuklu deniz ürünleri, kivi ve kereviz kuvvetli alerjen gıdalardır. Bunlar  yenmemelidir. Aslında gluten, inek sütü ve yumurta da alerjen özelliği olan gıdalardır ama onlardan uzak durulması beklenemez. Oysa yenmese de annenin beslenmesini etkilemeyecek olan soya fasülyesi ve soyalı ürünler tüketilmemeye çalışılmalıdır.  Bunların yanında antijen yükünü azaltmak için, yenmese de olabilecek  sarmısak, baharatlar, maydanoz, dereotu, nane, sumak, vanilya, Hindistan cevizi gibi yemek  eklerinden elden geldiğince kaçınılması iyi olur. Annelerin süt verirken en çok özen gösterecekleri konu ise katkısız beslenmeleri olmalıdır (bk., Kitap, s. 224-230).

 Epilepsi ve serebral palsisi olan çocuklarda anne sütüyle  besleme süresi 2 yıla uzatılmalıdır. Eğer anne sütü yeterli değilse bu bebeklerin hipoalerjenik mamalarla beslenmeleri düşünülebilir. Bunun nedeni normal mamaların  fazla antijen içermesidir.  Tabii ki çok ciddi hastalıkları olduğu için mutlaka doktor gözetiminde izlenen bu bebeklerin mamalarını doktorlarının onayıyla değiştirmek gerekir. Ayrıca biberon memelerinin, yalancı memelerinin, diş kaşıyıcılarının, oyuncaklarının, yatak yastık ve yorganlarının lateks içermemesine özen gösterilmelidir. Tamamlayıcı gıdalar verilirken de bebek çok dikkatle izlenmeli, ek gıdalarla epilepsi krizleri veya deride kızarma, kaşınma, karın ağrısı, ishal gibi yakınmalar arasında ilişki olup olmadığına  bakılmalıdır.

Nörolojik hastalıkların bir bölümü glutenle ilişkili bulunduğu için, önce gluten üzerinde durulması mantıklı gelmektedir. Bu konudaki öneriler, glutenle ilişkili hastalıkların anlatıldığı bir yazının serebellar ataksi bölümünden alınmıştır (19). Glutenle ilişkiyi saptamada istenen testler IgG ve IgA  grubundan AGA, tTGA ve yapılabiliyorsa tTG6A ‘dır. Orada EMA ve anti-DGP önerilmemektedir ama bunların da ilk incelenecek antikorlar arasına alınması iyi olur, çünkü ülkemizde yapılabilmektedirler. O yazıda tTGA’lardan birinin pozitifliğinde ince bağırsak biyopsisi istenmektedir. EMA ve anti-DGP antikorları için de aynı durum geçerli olmalıdır. IgA ve IgG  tTGA, EMA ve anti-DGP  çölyak hastalığının tanısında hassas antikorlar oldukları için büyük olasılıkla biyopside çölyak hastalığı saptanacak ve hastalarda da glutensiz diyet hiç tartışmasız ömür boyu uygulanacaktır. Yazıda  çölyak hastalığı histolojik olarak saptanmasa bile, ataksiyi  açıklayacak başka olasılık yoksa  IgA veya IgG AGA, tTGA , tTG6 A’lardan  birinin pozitif olması durumunda glutensiz diyete başlanması önerilmektedir. Orada yazılmamasına rağmen IgA ve IgG EMA veya anti-DGP buraya eklenmelidir.  Yazdığım testlerden ülkemizde şu anda  IgA ve IgG tTG6A’lara bakılmamaktadır. Gıdalar için bu testlerle yapılan uygulamayı, kitabın V. bölümdeki kişiye özel öneriler bölümünde  “plan B olarak adlandırdım  ve oraya ayrıca ekmek ve bira mayası için IgA ve IgG ASCA’yı da ekledim . Bu arada, üzerinde önemle durmak istediğim bir konu, bazı laboratuvarlarda, adında gliadin olduğu için AGA yerine daha yeni bir test olan anti-DGP testinin uygulanmasıdır. İkisi birbirinden farklı test olup AGA gliadine karşı oluşmuş antikorların miktarını ölçerken, anti- DGP’nin sadece çölyak hastalığı  konusunda bilgi verir. Nörolojik hastalıkların bir bölümünde  çölyak hastalığı olmadan, sadece AGA yükseklikleri bulunur ve bunlar da glutensiz diyete yanıt verebilirler.

Yukarıdaki yazıda, ataksili hastalarda en az 1 yıl boyunca sıkı  glutensiz diyet uygulanması, diyetin devamına da, hastalık tablosundaki değişikliklere  bakılarak karar verilmesi istenmektedir. Hastalığın hafifçe düzelmesi ve hatta ilerlememesi bile glutenle ilişkiyi kanıtlayan ve glutensiz diyete devam edilmesini destekleyen bulgular olarak kabul edilmektedir (19). Bana göre, hastalığın ilerlememesini veya küçük iyilik durumlarını hastaların kendileri ve yakınları farkedemeyebilirler. Sonuç alınamadığı için diyetin kesilmesi konusunda karar verirken, hastaların diyet öncesi ve sonrası nörolojik muayenelerinin karşılaştırılmasından da yararlanılabilir. Bu nedenle diyete başlamadan önce mutlaka nörolojik muayenenin ve gerekli nörolojik testlerin yapılması ve kaydedilmesi lazımdır.    

Bundan sonra kendi düşüncelerimi yazmak istiyorum. Diyete önce glutenle başlamak akılcı geliyor ama sinir hastalıkları çok önemli hastalıklardır. Serebellar ataksi yanında ağır olmayan, hareket sinirlerini etkilememiş periferik nöropatide, sensorinöral işitme kaybında ve huzursuz bacak sendromunda önce glutenle başlamak ve duruma  göre karar vermek söz konusu olabilir  ama hem mast hücre–glia ilişkisi düşünülen hem de otoimmün nörolojik hastalıklarda, daha başlangıçta mast hücrelerini uyarabilecek diğer gıda reaksiyonlarının araştırılması ve pozitif bulunanlardan uzaklaşılması iyi olur. Aslında serebellar ataksi de otoimmün bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle onda da B planıyla başlamak yeterli olmayabilir.

O zaman neredeyse tüm nörolojik  hastalıklarda, mast hücre uyarılmasını en aza indirmek için kitabın V. bölümündeki genel uyarılara özen gösterilmesi ve kişiye özel uyarılardan  A ve C planının  birlikte uygulanması, B planıyla vakit geçirilmemesi  daha iyi olabilir.  Tabii tüm hastalarda, izleyen nöroloji doktorunun, büyümekte olan çocuklarda ek olarak bir çocuk doktorunun onayları ve bir diyet uzmanının yardımı alınmalıdır. A planında gıdalara özel IgE, C planında da gıdalara özel IgG araştırılması yapılır. IgE aracılı reaksiyonlara neden olabilen gıda alerjenlerini araştırmak için nörolojik hastalıkları olanlarda total IgE araştırmasına gerek yoktur. Hiç olmazsa sık tüketilen buğday, ekmek mayası, inek sütü, yumurta, ayçekirdeği, domates, zeytin, pirinç, mısır, patates, soğan, elma ve muz için IgE testleri  yapılmalıdır. C planında, bir yandan içerisinde gluten ve mayanın da bulunduğu pek çok gıda için IgG antikorlarının miktarına bakılırken bir yandan da AGA ve ASCA IgA ve çölyak hastalığına ait otoantikorlar da araştırılmaktadır.

Epilepsisi, optik nöriti, ataklarla seyreden MS hastalığı ve migreni  olanlarda, nöbetlerin sıklığının ve şiddetinin azalması diyetin yararı konusunda bilgi verebilir. Yavaş ilerleyen periferik nöropati, serebellar ataksi gibi hastalıklarda ise, diyetin yararını saptamak için yukarıdaki yazıda ataksili hastalar için önerilen, “hastalığın hafifçe düzelmesi veya  ilerlemesinin durması″ bile yeterli olabilir. “İyileşme olmadıktan sonra hastalığın ilerlemesinin durmasının ne yararı olabilir” denmemelidir. Bu sene iyi kötü konuşan, isteklerini bildiren, kendi gereksinimlerini karşılayan hastanın ertesi sene konuşamaması, ağzına kaşığını bile götürememesi, tuvalete gitme  gibi yaşam gereksinimlerinde başkasından yardım alması veya altına kaçırması çok üzücüdür. Bu nedenle sinir hastalıklarının seyrinde  bir yıl  çok önemlidir. Bu hastalarda önce gluten araştırması yapalım, yukarıdaki önerilerin ışığında  gereken hastalara  bir yıl glutensiz diyet uygulayalım, eğer iyi sonuç alamazsak diğer gıdalara özel IgE ve  IgG antikorların yol göstericiliğinde diyete geçelim deme lüksümüz yoktur sanıyorum. Yavaş ilerleyen, Azheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, amiyotrofik lateral skleroz gibi nörodejeneratif hastalıklardaki beyin iltihabını (184) azaltmak amacı ile mast hücrelerin uyarılmasını azaltan uygulamalar yararlı olabilir.

Bulunan bir gıdanın duyarlılığa neden olup olmadığının kesin olarak anlaşılması amacıyla uygulanan doğrulama (plan D, provokasyon testi), bu hastalarda yapılmamalıdır. D planında , kısa bir kısıtlama devresinin ardından hastanın yakınmaları geçince, belirli aralarla tek tek gıdalar verilerek hastada oluşturduğu yakınmalar gözlenir. Nörolojik hastalıklarda provokasyon testi, ataklarla seyredenlerde tehlikeli olabileceği, sinsice ilerleyenlerde de bilgi veremeyeceği için anlamsız kalır. Ancak migrende, huzursuz bacak sendromunda, yapılabilir. Bunun yanında gıdalar yanlışlıkla yendiğinde sinir sistemi dışında neden oldukları, karın ağrısı, ishal, kaşınma, ürtiker gibi bazı değişikler de o gıdanın doğrulanmasında yardımcı olabilir. O bilgilerin de ilerde unutulmaması için hemen not edilmesi iyi olur.  Özetle nörolojik hastalığı olanlarda tüm pozitif sonuç alınmış gıdaların kesilmesi en iyi uygulama gibi durmaktadır.

Şu anda ülkemizde yapılmamasına rağmen ilerde hiç olmazsa sık tüketilen gıdalara karşı IgA ve IgM antikorlarına bakıldığında, onların da seçtiği gıdalar kısıtlamaya eklenebilir. Dünyada, çok sayıda gıdaya özel IgA ve IgM antikorlarının miktarlarının ölçülmesi seyrek olarak ve genelde araştırma amaçlı uygulanmasına karşın, ilerde bu antikorlar da günlük kullanıma girebilirler.  Belki de çok yakın bir gelecekte daha başarılı testlerle gıdalar seçilebilecektir.

Ataklarla seyreden hastalarda, diyet uygulanırken yeni  ataklar  olduğunda mutlaka hastanın yedikleri gözden geçirilmeli ve farkına varılmadan yapılmış hatalar olabileceği üzerinde durulmalıdır. Bu amaçla 1 hafta öncesine kadar gidilmelidir. Bu hataları azaltmak amacıyla hastaların elden geldiğince evden hazırlanmış yiyeceklerle beslenmelerine  özen gösterilmeli ve en az ilk 6 ay  günlükler tutulmalıdır. Bu yiyecekler hazırlanırken özen gösterilmesi gereken konular kitabın V. bölümünde anlatılmıştır (bk., s.235-240).

Ayrıca yemeklerin pişirilmesi ve saklanmasında alüminyum folyo kullanılmamalı  ve içleri alüminyumla kaplı paketlerden uzak durulmalıdır,  çünkü alüminyum gıdaya geçebilmektedir (182). Alüminyum sularla da vücuda girer ayrıca suyun içerdiği flor alüminyum emilimini artırır (183).

Kitap: Artık Hastalığımla Baş Edebiliyorum (Mast Hücrelerinin Gizi), Nobel Tıp Kitabevleri.

19. Sapone A, Bai JC, Ciacci C, et al. Spectrum of gluten-related disorders: consensus on new nomenclature and classification. BMC Med. 2012; 10:13.

181. Manuck TA, Sheng X, Yoder BA, Varner MW (2014) Correlation between initial neonatal and early childhood outcomes following preterm birth. Am J Obstet Gynecol. 2014;210:426.e1-9.

182. Ai-Ashmawy MA. Prevalence and public health significance of aluminum residues in milk and some dairy products. J Food Sci. 2011;76:T73-6.

183. Krewski D, Yokel RA, Nieboer E, et al.Human health risk assessment for aluminium, aluminium oxide, and aluminium hydroxide. J Toxicol Environ Health B Crit Rev. 2007; 10(Suppl 1): 1–269.

184. Chen WW, Zhang X, Huang WJ. Role of neuroinflammation in neurodegenerative diseases (Review). Mol Med Rep. 2016;13:3391-6.

Hülya Uzunismail hakkında 210 makale
43 yıl aktif olarak çalışmış, bunun yaklaşık son 25 yılını da, gıda-hastalık ilişkisini bulma uğraşına adamış bir iç hastalıkları ve gastroenteroloji uzmanı olarak derlediğim bilgi ve deneyimlerimi, hem doktorlar hem de hastalar için bir kitapta birleştirerek paylaşmak istedim.